proust ve fotoğraf

Fotoğraf konusu üzerine –edebiyat sosyolojisi dersinin katkılarıyla- yazdığım görsel sosyoloji ödevimi ekliyorum.

 

Gayri İradi Bellek

Sevdiğimiz kişiye bakarken takındığımız araştırıcı, kaygılı ve titiz tavır; onun ertesi güne bir randevu verecek veya bu konudaki umutlarımızı yok edecek sözlerini beklememiz ve bu söz söylenene dek kah sıkıntı kah umutsuzlukla ya da her ikisiyle dolu hayal gücümüz; bütün bunlar, sevilen kişinin net bir görüntüsünü elde edebilmek amacıyla ona yönelik dikkatimizi aşırı ürkekleştirir. Belki de bütün duyuları aynı anda harekete geçiren ve yalnız bakışlarla bu duyuların ardındakini anlamaya çalışan bu etkinlik, sevmediğimiz zaman genellikle hareketsiz kıldığımız canlı kişinin değişen hallerine, bütün hoşluklarına ve hareketlerine karşı aşırı hoşgörülüdür. Buna karşılık, sevilen model hareket eder; ondan geriye kalan her zaman için iyi çıkmamış fotoğraflardır.

-Marcel Proust

 

Proust’un kayıp zamanın izini sürdüğü o yoğun metninin “Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde” adlı (yazılış sırasına göre ikinci) kitabından aldığım bu kısmın bir anlamda fotoğraflamanın imkansızlığını anlattığını düşünüyorum. Fotoğraf çekildiği ânı ve o ânın parçası olduğu, şimdiki zamandan bakılan bir anıyı iradi olarak belgelemiş sayılır. Bütün bir anıyı da belirli bir âna hapsettiği söylenebilir. Oysa Proust için anı yalnızca iradi bellekle çağrılmaz. İradi bellek geçmiş zamanı zorla çalıştırır. Geçmiş zaman şimdiki zamana çağrılır ve ona eklemlenir. Geçmiş zamanı, bilinç aracılığıyla, şimdiki zamanda yeniden kurma çabası söz konusudur. Bu çaba ise bir zaman tanımı yapar ve zamanın parçalı olduğunu varsayar. Oysa “gayri iradi bellek” zamanı parçalamaz. Yekpare bir zaman anlayışını benimser. Zamanlar birbirleriyle çatışmaz. Bütün zamanlar şimdiki zamana taşınır, ona eklemlenmez. Benjamin, “sınırsız zaman değildir Proust’un bize açtığı ebediyet” der, “çizgileri kesişen sarmal zamandır.”[1] Göstergeler de bu sarmal zaman içinde gayri iradi belleğin açılmasına hizmet ederler. Proust’un zaman anlayışının “çoğul”[2] oluşuna dikkat çeken Deleuze’ün “Proust ve Göstergeler” metnine baktığımızdaysa bu göstergeler özellikle “maddi/hakiki göstergeler” başlığı altında toplananlardır ve fotoğraf da maddi göstergeler içinde yer alır. İradi belleğin nesnesi olan fotoğraf, gayri iradi belleğin aracı olur. Susan Sontag bu noktada Proust’un fotoğrafı yanlış anladığını öne sürer ve “fotoğrafları onlardan yararlanabildiği ölçüde, birer hatırlama vasıtası olarak gören Proust, fotoğrafın ne olduğunu bir bakıma yanlış (onu belleğin bir aracı olarak değil, belleğin bulunması ya da onun yerini alan bir şey olarak) yorumlamlamaktadır”[3] der. “Bir bakıma yanlış” olarak değerlendirilebilecek bu tutumun farklı bir zaman anlayışından ve farklı bir arayıştan kaynaklandığını düşünüyorum. Bu yüzden de Proust’un fotoğrafı bu şekilde görmesi bana yanlış bir yorumlamadan ziyade, kendi zaman anlayışını hakim kılmak için benimsediği bir görüş gibi geliyor. Zira Proust için o fotoğraftaki an, sarmal zaman içinde devam etmektedir. Bir fotoğraf aracılığıyla her bir an geri çağırılabilir, yaşanmaya devam edebilir ve gayri iradi bellek aracılığıyla yeniden yazılabilir. Aslında denebilir ki, Proust için fotoğraf ve diğer maddi göstergeler aracılığıyla ulaşılması hedeflenen sadece bir anı değil (ki zaman yekpare olarak düşünülürse anı da geçmiş zamandan bir parça olmaz, geniş ve bütün bir şimdiki zamanın parçası olur) bir hakikattir. Çoğu kez rastlanıyla karşı karşıya gelinen, önceki yaşantılara referans olan ve hatırlayanı o zamanki örüntünün içine çekiveren nesnelerin (madlen çikolatası, büyükannesinin çizmeleri, bir evin fotoğrafı gibi) ya da Deleuze’ün deyişiyle maddi göstergelerin bir diğer adının da hakiki göstergeler olması bu yönde anlaşılabilir.

Proust ne zaman fotoğrafın sözünü açsa, mutlaka hor gören bir dil kullanır; fotoğrafı geçmişle sığ, sadece görsel, keyfekeder -ve ürünü, bütün duyularla, onun deyişiyle ‘gayri iradi bellek’le elde edilen ipuçlarına karşılık vermekten gelen derin keşiflerle kıyaslandığında hiç dikkate alınmayacak- bir ilişki kurmanın eşanlamlısı sayar. “Swann’ların Tarafı”nın girizgâhının, geçen baharı gözler önüne serecek şekilde çaya batırılan bir dilim madeleine çikolatasının tadı yerine, anlatıcının Combray’deki kilisenin şipşak fotoğrafının çekilmesiyle ve bu görsel kırıntının lezzetine vararak biteceği akla hayale bile getirilemez. Yalnız bunun sebebi de, bir fotoğrafın hatıraları canlandıramaması değil (fotoğrafın kendisi yerine, çekilen görüntüye bakan kişinin yeteneğine bağlı olarak bu mümkündür çünkü), Proust’un açıkça belirttiği gibi, yazarın -salt yoğun ve doğru olması anlamında değil, şeylerin dokusunu ve özünü de yansıtacak şekilde- hayal kurarak hatırlamaktan ne beklediğinden kaynaklanır.[4]

Sontag’ın “Fotoğraf Üzerine” adlı kitabından aldığım bu pasajı,  hafızayı canlandırmak ya da geçmiş zamanı bilincin müdahalesiyle çağırmak için iradi belleğin yerine geçen fotoğrafın Proust tarafından gayri iradi belleğin hizmetine sunulması olarak yorumluyorum. Gayri iradi belleğin kişiyi çıkardığı yolculuğun yanında, fotoğrafın yetersizliğine hatta imkansızlığına işaret ettiğini düşünüyorum. “Sevilen kişinin net bir görüntüsünü elde edebilme” çabasının, kişi hafızada hareket ve oluş halinde bulunduğu için pek mümkün olmadığı; fotoğraflamanın da hareketsiz, sabit, değişmez görüntüler ortaya koyduğu ve oluş halindeliği yansıtamadığı böylece vurgulanmış oluyor sanıyorum. Dolayısyla da sevilenden geriye, hareket ettiği için, “iyi çıkmamış fotoğraflar” kalıyor.

“Dünyaya ‘resimler’le sahip olmak, ‘gerçek’in gerçekdışılığını ve uzaklığını yeniden tecrübe etmek demektir.” diyor Sontag. Bu uzaklık Proust’un hafızayı yakınlaştırmak için geçmiş yaşantıları nasıl uzaklaştırdığına işaret ediyor. Marcel Proust, büyükannesinin, hafızasında en taze olan, hasta ve yaşlı halini hatırlamaktansa onun genç ve “şık” fotoğraflarına bakarak hafızasını yeniden kurguluyor ve büyükannesiyle ilişkisini de belleğinde yeniden biçimlendiriyor. Böylece esas olan onun kendi zamanı, kendi tarihi ve kendi gerçekliği oluyor. Onun “gerçekliğinde içerili strateji”nin, “genellikle ancak uzak ve gölgeli bir şekilde bulunabilen şeyi, -şimdiki zamanın Proust’un duygusunda gerçek halini aldığı- geçmişi yeniden canlandırabilmek için, normalde gerçek olarak tecrübe edilen şeyle araya bir mesafe koyulmasını”[5] gerektirdiğini belirtiyor Sontag. “Tabi bu çabada fotoğrafların hiçbir işe yaramayacağı bellidir.” diye de ekliyor. Çünkü Proust’u hedefine ulaştıracak olan, fotoğraflarla ayyuka çıkmış, nesnel gerçeklik olduğunu iddia eden görüntüler değil, gerçekliğin öznel olarak yeniden oluşturulmasına imkan veren, örtük, sisli, “uzak ve gölgeli” görüntülerdir. Bu görüntülerle gerçeklik, fotoğrafik görüntünün yarattığı izlenimin aksine, hapsolmaz, sabit kalmaz, oluş halinde kalır ve tekrar tekrar biçimlenir.


[1] Benjamin, Walter; Son Bakışta Aşk; Metis Yayınları; 1993; s.111.

[2] Deleuze, Gilles; Proust ve Göstergeler; Kabalcı Yayınevi; 2004; s.25.

[3] Sontag, Susan; Fotoğraf Üzerine; Agora Kitaplığı; 2005; s.195.

[4] a.g.e., s.194-5.

[5] a.g.e., s.194.

1 Yorum

Filed under bellek

One response to “proust ve fotoğraf

  1. ganime baby

    ne de güzel olmuş, ne de aydınlatıcı olmuş, çok beğendim🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s