Banksy

Görsel Sosyoloji dersi için hazırladığım dönem sonu yazısını da şuracığa iliştiriyorum. Bu yazıyı yazarken hasta haliyle beni motive eden kadim dostum Filiz’e teşekkür ederim.

 

Odadaki Fil

Sanata bu denli önem vermemize neden olan şey nedir? Sanat yoksullardan saygı görür çünkü, yaptıkları şey birilerinin aydınlattığı yoldan yürüyerek o varoşlardan kurtulmanın dürüst bir şeklidir. Kazanılan para, dayanıklılık, o bireyin, sanatçının saflık ve basitlik derecesi. Bir anne, cezaevindeki oğlunun yaptığı resmi, güzelliğin en kötü şartlarda dahi var olabildiğini kanıtlamak için duvarına asar. Ve bu sanatın hile ve yağma olduğu fikrinden çok daha farklı bir eğilimdir. Ancak Tanrının bu hediyesini özgürlüğünüz için kullandığınızı, bunu köleleştirmek için kullanan birisine anlatamazsınız.

 

Bu alıntı, daha sonra çağdaş sanatın önemli isimleri arasında yer alacak olan, Samo[1] takma adıyla bilinen sokak sanatçısı Jean Michel Basquiat’ın hayatını konu alan Basquiat adlı filmden alınmıştır. Sanatın armağan olma fikri[2], hem sanatçıya bahşedilmiş bir yetenek olarak hem de sanatçının dünyaya armağanı olarak ele alınabilir. Bunun yanında Joseph Conrad sanat yapıtının, bize armağan olarak verilmiş bir tarafla ilişki kurduğuna işaret eder. “Sanatçı” der Conrad, “varlığımızın edinilmiş olan yanına değil, bahşedilmiş bir armağan olan -dolayısıyla daha kalıcı olan- yanına hitap eder.” (Hyde, 2008: 15) İçinde bulunduğumuz sosyo-ekonomik koşullar göz önüne alındığında bu armağan ilişkisi ne derece mümkün olabilir? Zamana ayak uydurarak varlığını sürdüren kapitalizmle kuşatılmışken onun dışında kalmak ya da en azından “geçici otonom bölgeler”[3] oluşturarak gedikler açmak ve alternatif direnme biçimleri geliştirmek olası mıdır? Basquiat filminden alınan sözlere geri dönersek, “Tanrının bu hediyesini özgürlüğünüz için kullandığınızı, bunu köleleştirmek için kullanan birisine” anlatabilir misiniz? Anlatmak isterseniz ne gibi yollara başvurabilirsiniz? Graffitinin, elbette kullanımına göre, bu yollardan biri olarak değerlendirilebileceği söylenebilir. Yasadışı bir eylem olarak adledilen graffiti bir şey aşırma ya da tahrip etme değil aksine bir şey verme, geride bir iz bırakma ya da armağan etme pratiği olarak okunabilir.

Bu yazının amacı graffitinin, Banksy minvalinde, itirazın dili olan görüntüler kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini tartışmaktır. Sanatın propogandayla ve suçla ilişkisi ve graffitinin vandalizm mi yoksa sanat mı olduğu yönündeki tartışmalar da bu çerçevede ele alınacaktır. Öncelikle graffitinin tarihsel sürecine, ona atfedilen anlamlara, bulunduğu mekanla ve izleyicisiyle kurduğu ilişkiye kısaca değinmek uygun olabilir.

Sanatın Sergilendiği Mekân Olarak Duvar ve Sokak

Bazı kaynaklara göre (Dickens, 2008)  1960’ların sonlarında bazılarındaysa (Haines, 2009) 1970’lerin başlarında hip-hop kültürüyle beraber ortaya çıkan graffiti, altkültür öğelerinden biri olarak değerlendirilmiştir. Ortaya çıktığı dönemin koşulları düşünüldüğünde Paris 68’in ve kenti bir oyun alanı olarak gören Situasyonist hareketin de sokak sanatı alışkanlığının yayılmasında etkili olduğu düşünülebilir.

Zaman içinde evrim geçiren, teknik ve üslup bakımından değişim(ler)e uğrayan graffiti, yazıdan resime, başka bir deyişle tipografiden ikonografiye doğru bir eğilim göstermiştir. (Dickens, 2008) 1980’lere gelindiğinde “pop art”ın da graffiti üzerinde hatırı sayılır bir etkisi olduğu iddia edilmektedir. Renk, özellikle kent yaşamı için, hayati önem taşır. Stencil bir şablon tekniği olarak daha sık kullanılmaya başlanır. Bu yazının ana eksenini oluşturan graffiti sanatçısı[4] Banksy’nin de yoğun olarak kullandığı teknik stencil olarak bilinir. Duvarlarda daha ziyade grafik eksenli çalışmalara rastlanmaktadır ancak soyut heykeller yapıp kentin çeşitli yerlerine bunları bırakan farklı tarzları benimseyen gerilla sanatçılar da vardır.

Sanatın sergilendiği mekanın sokak olması, özel mülkiyetin alanına dahil kapalı bir alanda değil de kamusal bir alanda bulunması, daha geniş kitlelere ulaşmasına imkan tanımıştır. Sanat ve Propaganda’da da belirtildiği üzere, “duvar resimleri geniş bir izleyiciye seslenebilmiş ve özel mülkiyet için tasarlanmış küçük ölçekli resim formatından sıyrılmıştır.”(2004: 49) İşin ulaşılabilirliği onun en çekici yanlarından biridir. Yolumuz her gün galeriden ya da müzeden geçmez belki ama sokaktan geçer. (Haines, 2009) “Sanatçının işinin bir kısmı da eserini görülebilir kılmaktır.” der Basquiat. Binlerce insanın yaptığı işi görecek olması sokak sanatçısı için can alıcı bir noktadır. Bu alımlayıcının ve sanat yapıtının kamusal alanda diyalog kurması demektir. Sokaktan geçenlerin tepkilerine ve yapılan işle sokaktan geçenin arasındaki etkileşime atfedilen anlam çarpıcıdır. Madrid’de bilinen bir graffiti sanatçısı olan Nomad, graffitiyle karşılaşanların, onun karşısına geçip sessizce resme bakmalarının kendi yansımalarıyla karşılaşmak için açık bir alan yarattığı görüşündedir ve grafftiyi toplumsal sanat olarak tanımlar.

Blek Le Rat, Nano 4814, Nuria, Sweet Toof, NoNose ve Eine gibi graffiti sanatçılarına yer veren Street Art adlı filmde graffiticilerin yaptıkları işe olan bakışı, sokaktaki insanla yaptıkları iş arasındaki interaksiyon, graffitinin mevcut toplumsal ve ekonomik yapı içinde konumlandırılması, sokak sanatçısının geçim derdi ile galeri ve müzelerin sokak sanatıyla kurdukları ilişki gibi graffiti dünyasında mesele haline gelmiş birtakım konular ele alınmıştır. Bu filmde graffiticilerin kendilerini tanıtacak ayırt edici işaretleri (alamet-i farika) olduğundan bahsedilir. Çoğu, yaptıkları iş yasadışı kapsamda ele alındığı için,  görüntüleri kayda alınırken eşgallerini saklamayı ve anonim kalmayı tercih ermekle beraber yaptıkları işlerin karakteristik özelliği ve takma isimleriyle bilinmeyi istemektedir. Neden bu işi yaptıklarıyla ilgili sorulara ilham verici, yaratıcı, heyecan verici, içten gelen, macera dolu olduğu için gibi yanıtlar verirken “graffiti graffiti için yapılır” diyen de vardır.  Kendini sanat teröristi olarak tanımlayan Banksy’nin yanında “eğitimli vandal” olduklarını söyleyen gerilla sanatçılara da rastlanır.

Graffiti santçıları için, ifşa olmamak, rahat hareket edebilmek, yakalanmamak  amacıyla ya da başka niyetlerle kimliğini sakladıkça daha da dikkat çekmek gibi bir durum hâsıl olabilir. Göz önünde olan göze batmazken saklı olan şey merak edilmektedir. Kimliğinin önemli olmadığını, kendi görüntüsünün değil işlerinin nasıl göründüğünün önemli olduğunu söyleyen Banksy’nin bir anti-kahraman miti haline gelmesindeki etkenlerden biri de kimliğinin gizemli sunumu olarak görülebilir.

Sokak sanatçıları çok fazla seyahat ederler ve en “iyi” duvarların nerede olduğunu bilirler. Çoğunun yerleşik bir düzeni yoktur. Göçebe yaşam tarzını benimsedikleri söylenebilir. Godard, kültürün kural sanatınsa istisna olduğunu söyler.[5] Göçebe yaşamlarıyla, yersizyurtsuzluklarıyla ve kültürün karşsına sanatla çıkmalarıyla graffiticilerin kuralın karşısına istisnayı koydukları ileri sürülebilir. Filmdeki graffiticilerin kayda değer bir kısmı ünlü olmaktan ya da para kazanmaktan çok kabul görmenin kendileri için önemli olduğundan bahsederler.

Söz konusu filmde sanatın galeride sergilenmesiyle sokakta sergilenmesi arasındaki farklara da değinilmiştir. Galeri ve sokağın beraber varolması gerektiği zira birbirlerini besledikleri yönünde bir görüşe yer verildiği gibi birbirlerini dışlayan mekânlar olduklarını öne süren bir görüş de belirtilmektedir. Bunun yanında galerinin sunduğu imkânlardan vazgeçmek istemeyen sokak sanatçıları da vardır. Graffiti işlerinin galerilerde sergilenmesinin ilginç bir durum yarattığını, gelen seyircinin sergilenen işlere yaklaşımının kültürel sermayesini sergileyen sanat eleştirmeni gibi olmadığını, genellikle graffiti sanatçısının tavrını, duruşunu beğenmek ya da beğenmemek şeklinde tezahür ettiğini söyleyen sokak sanatçıları, bu yaklaşımın sanat dünyası için bir farklılık yarattığını ortaya koyarlar. Öte yandan graffitinin daha uzun bir süre sanat ortamında ciddiyet ve itibar kazanamayacağını, sanat piyasasında da yer bulamayacığını iddia eden “sanat dünyası sakinleri”nden biri bu sürecin Tate’te bir Banksy retrospektifiyle sonlanmayacağını söyler. Sürecin bu şekilde sonlanmasının ne derece tercih edilen bir durum olduğu tartışmalıdır. Graffiti sokaktan galeriye, dışardan içeriye, taşındığında ehlileşmiş olmaz mı? Bu durum çoğunluğu muhalif bir tutum benimseyen sokak sanatçıları için bir paradoks teşkil etmez mi? Bu sorular aklımızı kurcalayadursun Tate Modern, sokak sanatı sergilerinin ilkini 2008 yılının Mayıs ayında gerçekleştirmiştir bile. Sergiye katılan sanatçılardan birinin bu konudaki görüşü sokakta devam edebildikleri sürece müzede segilenmenin de iyi bir davet olduğu yönündedir. Aksi görüş ise sokak sanatının kendini göstermek ve gerçekleştirmek için kurumlara ihtiyacı olmadığını, bütün kentin graffiti için çalışma alanı olduğunu savunur. Sergi mekanının derdi daha fazla insana ulaşmak ve izleyici kitlesini genişletmek, böylece de itibar kazanmaksa sokak bunu zaten yapmaktadır. Graffitinin bir tavır meselesi olduğunu, söz konusu tavrın da asi bir tutum gerektirdiğini ve graffitinin hitap ettiği kesimin de asiler olduğunu vurgulayan bir sanatçı, sanatın sokaktan kurumlara taşındığında izleyici kitlesinin değişeceğini ve mevcut sanat piyasasında da alıcıların koleksiyoncular olacağını belirtir. Bu da bizi özel mülkiyet çıkmazına sürükler ve özel  mülk haline gelen sanatın sokaktan geçenle diyaloğunun kesilmesi anlamına gelir.

Basquiat filminin bize gösterdiği kadarıyla Jean Michel Basquiat da bu paradoksu yaşayan sanatçılardan biri olarak anılmaktadır. Samo rumuzuyla yazdığı en meşhur garffitilerden biri olan “lüksü güvenli sanıyor” ifadesi, 24 yaşında aşırı dozda uyuşturucudan ölmeden önce sanat dünyasında edindiği itibar ve maddi güç sonucu yaşadığı çelişkiler ve mutsuzlukların güvensizliğine işaret eden ironik bir ifade gibi kendisinden sonra da duvarda asılı kalır. Guerilla Art adlı filmdeyse graffiticler ünlü olsalar ve sanatlarından para kazansalar da sokaktan ilham alırlar denir.

Peki graffiticiler geçimlerini nasıl sağlarlar? Başka işler yaparak para kazandıkları gibi graffiti üzerinden geçimlerini sağlayan sokak sanatçıları da vardır. Coca Cola ve Nike gibi firmalar bilhassa gençler tarafından ilgi gören graffiti akımını reklam amaçlı kullanmaya başlamışlardır. Bu durumun sanatçılar arasında da ayrılıklara yol açtığı gözlenebilir. Bir grup, karşı durdukları kapitalist anlayışa ve marka işgaline (“brandalizm” olarak da adlandırılır) yönelik muhalif tavrı muhafaza ederken diğer bir grupsa geçimlerini kendi işlerinden sağlayabilmek vd. amaçlar için reklam sektörüne dahil olmayı tercih etmektedir. Muhalif tavrını sürdürerek graffiti işinden para kazananlar da yok değildir elbette. Bansky bunun en dikkat çekici örneklerinden biridir. Onun eline ne kadarı geçiyor bilinmez[6] ama onun işlerinden oldukça yüksek miktarda para kazanıldığı bilinmektedir. Bu noktada Banksy’nin “brandalizm”e karşı dururken kazandığı dünya çapında ünün ve işlerine rağbet edilmesinin etkisiyle kendisinin de marka değeri taşır hale geldiği düşüncesi görmezden gelinemez bir hal almaktadır. Banksy ise “Kapitalizm çökene kadar hiçbir şeyi değiştiremeyiz. Bu arada teselli için alışverişe gideriz.” (Banksy, 2001) diyerek anaakımın her şeyi önüne katıp kendi akışında sürüklemesinden dem vurmuş gibidir. Zira Banksy’nin sokaktaki işleri onun rızası haricinde bulundukları yerlerden söküp alınmakta ve satılmaktadır. Böylece de galeride satılan bir iş olmadığı halde bir graffitin anaakımdan kaçamadığı iddiası gündeme gelir.

Haines’in filminde, Banksy’nin bu denli dikkat çekmesinin bir sonucu olarak insanların bu işi yapan başkaları da olduğunu fark ettiklerini söyleyen bir başka graffiticiyse onun ne ilk ne de son olduğunun da altını çizer. Tanınan en eski stencil sanatçılarından biri olan ve Banksy’yi de etkilediği bilinen (özellikle fare figürü konusunda) Blek le rat, graffitinin 20. yüzyılın en önemli hareketlerinden biri olduğunu iddia eder. Müzelerdeki sanatın ölü, sokak sanatınınsa canlı ve yaşayan bir şey olduğunu söyleyen Blek le rat, günümüzde graffitisiz bir şehir bulunamayacağını öne sürer. Bunun yanında yeni sanat hareketlerinin  her zaman sorularla ve yanlış anlamalarla karşılandığını hatırlatarak graffitiye avangard bir anlam yükleyen görüşlere de Street Art adlı filmde yer verilmektedir.

Sokak Sanatı ve Propaganda

Toby Clark’ın Sanat ve Propaganda adlı kitabının girişinde sanata ve propagandaya yönelik tanımlar verilir. Sanatın “hakikate, güzelliğe, özgürlüğe ulaşmayı amaçlayan bir etkinlik” olarak görüldüğünü söylerken bir yandan da propagandanın “etkileme, sindirme ve yanıltma” işlevlerini yüklenmesinden bahseder. (2004: 11) Sanata yüklenen anlam olumlu, propagandaya yüklenen olumsuz olarak düşünüldüğünde tezat kavramlar olarak konumlandırılabilecek sanat ve propaganda, tarihsel süreç içinde farklı zaman dilimlerinde farklı anlamlar atfedilen sözcükler olagelmişlerdir. Clark’a göre “20. yüzyılın ideolojik mücadeleleriyle” ilişkili olarak propaganda, “inanç değer ve uygulamaların sistematik bir şekilde yaygınlaştırılması anlamına gelen özgün bir kullanım” kazanmıştır. Bu tartışmalı kavramın sanatla olan ilişkisiyse iktidarlara göre şekillenen kullanım biçimleri ortaya çıkarmıştır. Clark, sanatın “daha çok işlevi, yeri, kamusal veya özel alanda biçimlendirilmesi, başka bir tür nesne veya faaliyetlerden oluşan ağla bağlantısı sonucu propagandaya dönüştüğünü” söyler. (a.g.e.: 18)

Graffiti, toplumsal cinsiyet, ırk, kimlik gibi farklılıklar için bir ifade alanı, çetelerin kendi bögelerini (mıntıkalarını) belirlemek için kullandıkları bir gösterge ve bu gösterge aracılığıyla ilettikleri mesaj, kentleşmenin ve sanayileşmenin düşüşünü simgeleyen bir belirti,  hakim kentleşmeye karşı bir direnme aracı, kamusal alanda farklı formlar üretme biçimi, ideoloji, mahal ve coğrafya ihlâllerinin bir birleşimi olarak görülebilir. Graffitinin diğer bir nosyonu da kenti okumak, yazmak ve onu yeniden tasarlamaktır. (Dickens, 2008: 2) Bu anlamda sanatı kulanım alanına göre propgandaya ya da karşı propagandaya dönüştürdüğü söylenebilir. Hebdige ise graffitiyi altkültürün kendine dayatılan hegemonik politkalara karşı direnişini ifade eden işaretler olarak görür. (1979)

“Graffitinin çirkin ve bencilce bir şey olduğunu, graffiticilerin de ün peşinde koşan benciller olduğunu düşünüyorsanız” der Banksy “demek ki onlar da bu kahrolası ülkedeki herkes gibiler.” (Banksy, 2001:4) O, kendine ve diğer sokak sanatçılarına farklı bir konum ya da görev biçmez. Kendinden beklediğini herkesten bekler. Kitaplarında nasıl stencil yapılacağını, sokağa nasıl çıkılacağını anlatır. Polise yakalanmama ya da polisle karşılaşıldığında durumdan sıyrılma taktikleri verir. Herkesin eline spray boya alıp sokaklara çıkmasını teşvik eder. Ona göre graffiti elinizde neredeyse hiçbir şey yokken olan tek şeydir. Ona, yapacak daha iyi şeyleri olup olmadığını soranlaraysa, “daha iyi şeyler düşünmekten daha iyi bir işi olmadığı” cevabını verir. Banksy soruları peşinen sorar. Kendine yönelik bir karşı atak geliştirmiş ve bu atağı da başka bir atakla karşılamış olur. Karşı atak geliştirmenin en iyi yaptığı şeylerden biri olduğu öne sürülebilir. Banksy öfkesi ve muhalif tavrıyla sokaktadır. Ona göre otobüs durakları bir resmi sergilemek içi müzelerden daha ilginç yerlerdir. Graffiti, usulüne uygun sanata göre bir adım öndedir, çünkü kentin bir parçası olur. Onun graffitiden beklentisi de karşılaşmalardır. Duvarlara yaptığı resimlerin, açlığı ortadan kaldıracak hali yoktur belki ama sokaktan geçenlerle buluşmaya hazırdır ve bir resim daha ne kadar işe yarar olabilir ki? (a.g.e., 4)

Banksy neye karşı propaganda yapar? Nelere nelerle (hangi görüntülerle) karşı durur? Başlıca temaları nelerdir? Kapitalizm, tüketim toplumu, mülkiyet, savaş, gözetim, polis, ceza, itaat, kültür, hatıra fotoğrafları vb. Banksy’nin karşı atak geliştirdiği mefhumlardır. Fare, maymun, polis, alışveriş arabaları, kamerlar onun en sık rastlanan figürleridir. Fareler şehrin gerçek sahipleridir. Hayatta kalmak için her şeyi yaparlar. İnsanlık farelere karşı kaybedeceği kesin olan bir yarış içindedir. (Banksy, 2005: 91)

Şekil 1. Fare

Maymununsa insiyatif almaya insandan daha müsait olduğunu söyler. Birçok insan kendilerine söylenmediği için eylemde bulunmaz. Oysa maymun en temel akıl yürütmeleri kullanarak eyleme geçer. (Şekil 2) Bu yüzden de kontrorlü ele geçirecek olan onlardır. (Şekil 3)

Şekil 2. Maymun

Şekil 3. Şimdi gülün ama bir gün biz idare edeceğiz.

Polislerle derdi de onların sadece kendilerine söyleneni yapmalarıdır. (Banksy, 2001) Sorgusuz itaat ve hiyerarşi zincirinde kaybolan sorumluluk Banksy’ye göre kabul edilemez. Sadece işini yerine getirme ve emri uygulama kisvesi altında sorumluluk hissetmemek o insanın içinde ne varsa yavaş yavaş yok eder.

Şekil 4. Polis

Banksy olmayacak iki öğeyi bir araya getirerek afallatır. Beklenmedik durumlar yaratır, bir daha dönüp baktırır, bağlamından saptırma (situasyonist düşünceye göre “detournément” denebilecek bir yöntem) yoluna gider. Alışveriş arabası ve ilk insan, molotov kokteyli yerine çiçek fırlatan eylemci, bombaya sarılan ve onu sevgiyle kucaklayan kız, askerin üstünü arayan pembe elbiseli kız, meryemin kucağındaki bebek isa ve elindeki toksik biberon gibi rol değişimleri, ters gösterimler, yer değiştiren birbirinin karşıtı olarak kodlanmış öğeleri  metafor olarak kullanan Banksy, alt üst etmenin, yoldan, çıkarmanın mesajını iletmek için en hızlı ve etkili yol olduğunu söyler. Tanıdık görüntüleri yeniden üretir, kendine mal eder, saptırır. Banksy adeta “eşek şakaları” yapar. 2005’te British Museum’a üzerinde alışveriş arabası iten neanderthal bir figür olan bir taş (”Peckham Rock”) bırakır. (Şekil 5)

Şekil 5. Peckham Rock

2006 yılında Los Angeles’ta gerçekleşen ve oldukça kalabalık olan Banksy sergisinde “Odada Fil Var”[7], adlı bir iş gerçekleştirir. (Şekil 6) Odadaki fil bariz olan bir sorun hakkında konuşulmamasını anlatan bir deyimdir. Herkesin gördüğü ama görmezden geldiği bir sorunu anlatmak için kullanılır. Banksy de işlerinde tam olarak bunu anlatmak istediğini her fırsatta bize gösterir. İnsanların duymak, görmek, bilmek istemedikleri şeyleri onlara çarpıcı graffitilerle gösterir. Bethlehem’deki Filistin – İsrail arasındaki duvara yaptığı graffitilerle (Şekil 7), hayvanat bahçesi işgalleriyle (hayvanların kapatılmalarına karşı onlar adına konuşan graffitiler yazdığı gibi doğrudan hayvanların üzerine graffiti yapmak gibi eylemlerde bulunur), ya da tanınmış sanat eserlerinin reprodüksiyonları üzerine yaptığı provokasyonlarla (Şekil 8 ) söylemini sert bir dille ifade etmiş olur.

Şekil 6. Odada Fil Var

Şekil 7. Bethlehem

Şekil 8. Doğada Gözetim

Banksy’nin kendini sanat teröristi olarak tanımladığından söz etmiştik. Banksy’nin müzelerde sergilenen, dokunulmaz nitelikteki sanat eserleri üzerinde yaptığı provokatif çalışmalar Hakim Bey’in deyimiyle “sanat sabotajı” olarak görülebilir.

Sanat sabotajı mükemmel bir örnek teşkil etmek için yanıp tutuşur ama öte yandan bir anlaşılmazlık öğesini de yitirmemeye uğraşır – propagandadan ziyade estetik şok – muazzam biçimde doğrudan ama yine de ince bir açıyla – mecazi eylem. (…) Sanat Sabotajı paranoyanın ötesine geçer, yıkımın ötesine  – mutlak eleştiri  – iğrenç sanata yapılan fiziksel saldırı  – estetik cihat. En ufak bir nefs-aniyet hatta kişisel zevk lekesi dahi sağlığının içine edip gücünü geçeriz kılar. Sanat Sabotajı asla iktidar peşinde olamaz  –yalnızca iktidarı koyverebilir. (Bey, 2009: 12-3)

Banksy’nin saptırma ve ters gösterim eylemlerini bu alıntıya göre değerlendirisek onları propaganda ya da karşı propagandadan ziyade “estetik şok” olarak düşünebiliriz. Banksy’nin stencil metaforlarını “mecazi eylem” olarak görmek de pekala mümkündür.

Graffiti ve Suç

“Graffiti sanat mı?” Tom Haines’ın Street Art adlı filmi bu soruyla açılır. Cevabı da “kimilerine göre sanat kimilerine göre vandalizm”dir. Mekânı güzelleştirdiğini düşünenler de vardır, suç işlendiğini düşünenler de. İllegal olması da hareketin önemli bir parçasıdır. (Haines, 2009) Sanatın yapılış şekli ve toplumsal tepkiler üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir. Ayrıca işi gerçekleştirenler de hızlı ve sessiz çalışma ihtiyacından dolayı stil kazanırlar. (Shepard, 2006) Yakalanmama çabasıyla hız kazanan ve tarzlarını ortaya koyan graffiticiler yakalanma ihtimaliyle de paranoyak bir hal alırlar. Banksy’ye göre paranoyakken kafa daha iyi çalışır ve yaratıcı düşünceye yön verir. (2001: 5)

“Graffiti yazarları gerçek suçlular değildirler. Bunu bana bir yere gizlice girdikten sonra hiç bir şey çalmayıp geriye üzerinde 4 ft yükseklikte harfler bulunan bir resim bırakma fikrinin, hayatlarında duydukları en aptalca şey olduğunu düşünen gerçek suçular hatırlattı.”[8] der Banksy. Daha önce de belirtildiği gibi geriye bir şey bırakma, armağan etme durumu düşünüldüğünde graffiti için suç teşkil eden bir unsur görmemek de mümkündür. Reklam panolarının ve logoların şehri işgal etmesine dikkat çeken Banksy graffitilerin para getirmediği için suç adledildiğini öne sürer. Kenti kendilerinin sayıp sokakları temellük eden graffiticilerin  amaçlarıysa paradan başka şeylerdir.

Kötü adamlar kimlerdir? (Banksy, 2001: 8 ) Graffiticiler midir? Banksy’ye göre dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek isteyen birinden daha tehlikeli hiçbir şey yoktur. (Banksy, 2002: 16) Birtakım insanlar dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için polis olur. Sonra başka insanlar da dünyayı daha iyi görünen bir yer haline getirmek için vandal olur. (Banksy, 2001) Gerçek olmadıkları sürece ironileri sevdiğini söyleyen[9] Banksy’ye göre istisnasız herkes kural karşısında istisna olduğunu düşünür. İtaat ederek daha fazla suç işlendiğine inanır Banksy. Gerçek tehlike körü körüne itaattir. (Banksy, 2001: 14) Polise yalan söylemek hiçbir zaman yanlış değildir.

“Hiçbir yasanın hükmü altında adalet sağlanamaz – kendiliğinden doğayla uyumlu amel, adil amel, dogmayla tarif edilemez.” der Hakim Bey.( 2009: 19) Kaosun insana aitliğine ve yapıcılığına işaret eder. Yıkıcı dürtünün aynı zamanda yapıcı olduğunu belirten Banksy ise duvarın direnme aracı olarak kullanılırken bir silah olarak görülmesi konusunda her işi militer terimlerle açıklama hevesinden dem vurur. (2001: 16)

Sonuç

Bethlehem’deki duvara graffiti yaptığı esnada Banksy’nin yanına bir adam gelir. Yaşlı adam Banksy’ye duvarı güzelleştirdiğini söyler, Banksy de teşekkür eder. Adam şöyle devam eder: “Biz duvarın güzel olmasını değil olmamasını istiyoruz.” (Banksy, 2005) Aslında bu mesel, Banksy’nin duvarın bulunduğu mahaldeki iktidar odaklarını provoke ederken ve duvar resimleriyle o mahale konuk olurken oradaki yaşayışı ve orada yaşayan insanların içinden geçenleri değil kendi fikirlerini yansıttığını gösterebilir. Banksy’nin kitabında yer verdiği bu diyalog onun iyi niyetli girişimin aslında oradaki koşulları anlamaya yetmediği ve yaşanan gerçeklikten bihaber olduğu şeklinde okunabilir. Öte yandan Banksy dünyayı daha iyi bir yer haline getirmeye çalışan insandan daha tehlikeli bir şey olmayacağını söylemiştir. Dolayısıyla onun kendinde böyle bir yetkiyi zaten görmediğini, orada yaşananları anlıyor olduğu gibi bir iddiasının zaten olmadığı da düşünülebilir. Dünyayı daha iyi görünen bir yer haline getirmeye çalışan bir vandal olarak görülebileceği gibi görmezden gelinen, izlemekten sıkılınan savaş haberleri olarak görülmeye başlanmış bir duruma dikkat çekmek istediği de söylenebilir. Kendisi ise eylemini üzerine graffiti yapabileceği geniş bir alan bulmuş olmasıyla açıklar.[10] Swindle’da yer alan röportajında “Her graffiti sanatçısı oraya gitmeli. Çünkü dünyadaki en büyük duvarı inşa ediyorlar.” der. Bu öyle bir duvardır ki insani hiç bir çağrışım barındırmaz. İsrail tarafı çiçeklerle kamufle edilmeye çalışılırken Filistin tarafı bir beton ve asker yığını haline gelmiştir.

Şekil 9. Bethlehem

 

Kaynakça

Banksy (2001) Banging Your Head Against a Brick Wall, Weapons of Mass Distraction, London.

Bansky (2010) Exit Through The Gift Shop, Paranoid Pictures, USA.

Banksy (2002) Existencilism, Weapons of Mass Distraction, London.

Banksy (2005) Wall and Piece, Random House, London.

Bey, Hakim (2009) T.A.Z: Geçici Otonom Bölge, Ontolojik Anarşi, Şiirsel Terörizm, Altıkırkbeş Yayınları, İstanbul.

Dickens, Luke (2008) “Placing post-graffiti: the journey of the Peckham Rock”, Cultural Geographies 15, 471 – 409.

Clark, Toby (2004) Sanat ve Propoganda, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

Fairey, Shepard (OBEY), “Banksy”, Swindle 8, 2006.

Haines, Tom (2008) Street Art: Painting The City, Tate Media, London.

Hebdige, Dick (1979) Subculture: The Meaning of Style, Routledge, London.

Hyde, Lewis (2008) Armağan: Sanatsal Yaratıcılık Dünyayı Nasıl Değiştirir?, Metis Yayınları, İstanbul.

Jinman, Richard (2005) “Artful dodger Banksy takes Manhattan”, The Guardian, 26 Mart.

Mills, Eleanor (2010) “Banksy in ‘the world’s first street-art disaster movie’”, The Sunday Times, 28 Şubat.

Peiter, Sebastian; (2009), Guerilla Art, Urban Canyons, USA.

Schnabel, Julian (1996) Basquiat, Eleventh Street Production, USA.

Bağlantılar

http://www.acikradyo.com/default.aspx?_mv=a&aid=10193&cat=9

http://entertainment.timesonline.co.uk/tol/arts_and_entertainment/film/article7041167.ece

http://www.guardian.co.uk/uk/2005/mar/26/arts.artsnews

http://swindlemagazine.com/issue08/banksy/

http://www.youtube.com/watch?v=ItEHvYi8KZI

http://www.youtube.com/watch?v=w-X1sBkQGTM

 


[1] Samo takma adının açılımı “same old shit” olarak biliniyor.

[2] Lewis Hyde’ın Armağan adlı kitabında sanatın armağan olma niteliği kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır.

[3] “Geçici otonom bölge” Hakim Bey (Peter Lamborn Wilson) tarafından temellük edilmiş bir kavramdır ve onun T.A.Z: Geçici Otonom Bölge, Ontolojik Anarşi, Şiirsel Terörizm adlı kitabına gönderme yaparak kullanılmıştır.

[4] Graffiti, sokak sanatı (“street art”), stencil ve gerilla işi sanat (“guerilla art”) Banksy’nin işlerini tarif ederken birbirlerinin yerine kullanılmaktadırlar. Banksy graffiti sözcüğünü tercih ettiğini Swindle’a verdiği röportajında şöyle ifade eder: “Graffitiyi, bu kelimeyi seviyorum. Graffiti benim için ‘şaşırtıcı’ ile eş anlamlı.”

[5]Bu ifade Jean-Luc Godard’ın 1993 yapımı “Seni Selamlıyorum Saraybosna” adlı filminden alınmıştır. Filmi şu adresten izleyebilirsiniz: http://www.youtube.com/watch?v=ItEHvYi8KZI

[6] Banksy, Times’a vediği röportajında sanıldığı kadar para kazanmadığını, işleri telif ihlaline uğrayan sanatçılardan biri olduğunu ve kendisi de mülkiyet karşıtı bir duruş sergilediği için ihlale karşı hukuki yollara başvurmadığını dolayısıyla da başkalarının onun işleri üzerinden kendisinden çok daha fazla kazandığını dile getirmiştir. (Eleanor, 2010) Söz konusu ifadenin orjinali şöyledir: “I don’t make as much money as people think. The commercial galleries that have held exhibitions of my paintings are nothing to do with me. And I certainly don’t see money from the T-shirts, mugs and greeting cards. My lawyer calls me ‘the most infringed artist alive’ and wants me to do something about it. But if you’ve built a reputation on having a casual attitude towards property ownership, it seems a bit bad-mannered to kick off about copyright law.”

[7] 2010 yapımı filmi Exit Throuh The Gift Shop’ta da geniş yer bulan bu sergide kayda alınmış bir görüntüyü şu bağlantıdan izleyebilirsiniz:  http://www.youtube.com/watch?v=w-X1sBkQGTM

[8] Yazının orjinali The Guardian’In internet sitesinde bulunmaktadır. http://www.guardian.co.uk/uk/2005/mar/26/arts.artsnews Çevirisi ise açık radyonun internet sitesinden alınmıştır. http://www.acikradyo.com/default.aspx?_mv=a&aid=10193&cat=9

[9] Bu noktada şöyle bir örnek verilebileceğini düşünüyorum. İroni Kafka’nın Dava adlı romanında kaldığı sürece Banksy tarafından sevilesi görülebilir ancak Pınar Selek davasına dönüştüğünde korkunç bir hal alır.

[10] Bu röportajda Banksy Filistin deneyimini şöyle anlatır: “Her graffiti sanatçısı oraya gitmeli. Dünyadaki en büyük duvarı inşa ediyorlar. Ben duvarın Filistin tarafında çalıştım ve çoğu insanın ne yapmaya çalıştığım konusunda en ufak bir fikri yoktu. Neden sadece kocaman harflerle “Kahrolsun israil!” yazıp, İsrail başbakanını darağacında sallanırken gösteren resimler yapmadığımı anlamadılar. Belki onların da kendilerine göre nedenleri vardı. Beş gün yanında kaldığım adam, camdan dışarı Filistin bayrağı salladığı için “kirli çuval” a (dirty bag) girdi. Kirli çuval şu: İsrail askerleri ellerine bir çuval alıp içini kendi dışkılarıyla dolduruyor ve bunu ellerin arkadan bağlıyken kafana geçiriyor. Bir filistinli bana bunu anlatırken az daha kusuyordum, ama daha duyacağım varmış: “Bu aslında hiçbir şey. Yeğenim aralıksız iki hafta o çuvalı kafasında taşıdı. Bunları gördükten sonra, eve dönüp insanların baskıya uğrayan Filistinlilerin görüntülerinin tekrar tekrar televizyonda gösterilmesinden şikayet etmelerini duymak zor geliyor. Oralarda yasadışı olarak graffiti yapmak çok zor. Gecenin karanlığından faydalanarak kesinlikle yapamazdık bu işi, çünkü yakalanırsak vurulurduk. Gün ortasında dışarı çıkıp, sanki turistmişiz gibi açık bir şekilde yaptık. İki kere askerlerle başımız belaya girdi, ama birinde filistinli sınır devriyesindekiler bizi zırhlı bir araca sokup kurtardılar. Filistin sınır devriyeleri için duvara resim yapmanızın veya yapmamanızın hiçbir önemi yok. Bizimle yolun kenarına park ettiler, su verdiler ve sadece izlediler. Muhtemelen bu benim otomatik tüfekli bir grup asker tarafından korunarak resim yaptığım tek an olacak.” (Shepard, 2006)

 

6 Yorum

Filed under uncategorized

6 responses to “Banksy

  1. philiser

    çok güzel bir yazı olmuş, büyük bir keyifle okudum…

  2. elif çıktı alıp bakıcam, helal diyim.

    baris y.

  3. folow me art

    Yazı harika olmuş, ben Banksy’nin hayranıyım ve bu biyografi çok iyi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s