fantastik kuntastik işler

Açık konuşmak gerekirse, kadim dostum Filiz’le beraber, müşterek sese kulak vermek suretiyle, bir yazı dizisi hazırlamaya başladık. Koridor dergisinin Eylül sayısında çıkacak olan ilk bölümü exclusively yayınlıyorum. Buyrunuz.

Türk Sinemasındaki Fantastik Öğelere İlişkin Sosyolojik Bir Okuma Denemesi I

Filiz Erdoğan & Elif Demirkaya

Okuyacağınız yazıda amaçlanan, Türk Sinemasında fantastik anlatıyı benimseyen filmlerden belli başlı örnekler ele alarak onlara yönelik bir okuma denemesi yapmaktır. Bu denemeyi birkaç bölüm halinde hazırlamayı düşünüyoruz. Örneklerin, kimlik ve benlik ayrımı, aşk ve hayal ile asıl ve suret arasındaki ilişki ve zaman-mekân algısı bakımından incelenmesi planlanmaktadır. Öncelikle Atıf Yılmaz’ın sosyal içerikli fantastik film türündeki çalışmalarına değinilecektir. Bu türde çektiği ilk filmi Adı Vasfiye (1985), daha sonra Aaahh Belinda! (1986) ve Arkadaşım Şeytan (1988), son olarak da Nihavend Mucize (1997) kamusal benlik, toplumsal roller, toplumsal cinsiyet, tekinsiz ve olağanüstünün kullanımı, hayal ve gerçek arasındaki sarmal yapının oluşumu ve zaman-mekân kurulumları göz önünde bulundurularak tartışılacaktır. Türk sinemasında fantastik anlatı dilini kullanan bir diğer yönetmen olarak Metin Erksan’ın filmlerinin, özellikle Sevmek Zamanı (1965) ve İntikam Meleği/Kadın Hamlet’in (1976), çözümlemelerine yukarıda değinilen dinamikler ışığında yer verilecektir. Belirtilen filmlerin yanı sıra özellikle toplumsal cinsiyet rolleri ve olağanüstünün kullanımı bağlamında Nejat Saydam’ın Köçek (1975) filmine, kimlik ve benlik ilişkisi bağlamında Halit Refiğ’in Teyzem (1986) filmine ve fantastik öğeler minvalinde Reha Erdem’in A Ay (1988), Yavuz Turgul’un Gölge Oyunu (1992) ve Zülfü Livaneli Şahmaran (1993) filmlerine bakılacaktır. Çalışmanın kapsamı genişliğinde örneklerin çoğaltılacağı belirtilebilir. Yazı dizimizin bu ilk bölümünde fantastik türe yönelik kuramsal bir çerçeve çizilerek konuya giriş yapılacak ve bu çerçevede Atıf Yılmaz’ın Ahh Belinda, Halit Refiğ’in Teyzem ve Metin Erksan’ın Sevmek Zamanı filmlerine değinilecektir.

Film okumalarına bakıldığında göstergebilimsel ve psikanalitik yaklaşımların öne çıktığı görülmektedir. Çalışmamızda bu yaklaşımlar yadsınmayacak ancak bu yaklaşımlara alternatif bir okuma geliştirme çabası da söz konusu olacaktır. Yörükhan Ünal, Sinema Paradoksal Sanat kitabına yazdığı önsözde, Metin Gönen’in çalışmasının “tartışmaya davet edici bir tutum” sergilediğini, “karşı çıkılabilir bir önerme” sunduğunu ve alımlayıcıdan “teorik katılım” beklediğini ifade eder.[1] Bu çalışmanın da bu yönde bir yaklaşımdan hareketle yola çıkacağı belirtilmelidir. Yapısalcı ya da postyapısalcı yaklaşımlar arasında bir tercih kullanmak yerine, bu yaklaşımların ikisinden de beslenileceği ölçüde beslenilerek, belli bir noktada sabitlenmemeye gayret edilerek arayış sürdürülmeye çalışılacaktır. Bu doğrultuda öncelikle Todorov’un fantastik edebiyata ilişkin yapısalcı çözümlemesinden yararlanılacaktır. Daha sonra bu çözümlemeye eleştirel yaklaşan anlayışlara yer verilecektir.

Fantastiğin türsel açılımını yapmak adına, sinemadan önce edebiyatın içinden yapılan fantastik tanımlarına, türe atfedilen sınırlandırmalara, diğer türlerle karşılaştırılmalarına ve bu bağlamda yapılmış eleştirilere değinilecektir. Öncelikle Todorov’un Fantastik adlı kitabındaki nitelendirmelere bakılmasında fayda var. Todorov, yapısalcı bir bakış açısıyla ele aldığı fantastiğin söylemini olağanüstü ve tekinsiz arasındaki bir kararsızlık deneyimine dayandırır.[2] Fantastikte asıl olan, anlatının hayal mi, gerçek mi olduğuna karar verilemeyen bu tereddüt ânıdır. Bu varsayım fantastiği temellendirmeden ziyade sorgulama zeminine oturtur. Fantastik anlatıya sorgulama ve diyalog açısından bakıldığında Tül Akbal da “bir diğerinin fantezi, ifade ediş ve öyküleniş dünyasına girmek, kendininkini unutmak ve kendi sorularını sormakla Bakhtin’in sözünü ettiği ‘karşılıklı konuşmalı karşılaşmalar’ dünyasına girebileceğimizi öne sürer.[3]

Rosemary Jackson ise Fantasy: The Literature of Subversion adlı kitabında, Todorov’un yapısalcı analizini eleştirir ve bu analizin fantastik yapıtın sosyal ve politik çıkarımlarını gözden kaçırdığını, Todorov’un ilgilendiği alanın metin ve metnin kuruluşu ile sınırlı kaldığını belirtir. Todorov’un çözümlemesinin dışa doğru açılarak metinlerin biçimini kültürel teşeküllerle ilişkinlendirmediğini ekleyerek eleştirsini sürdürür. Todorov’un Fantastik adlı çalışmasının kör noktasını ise onun tekrarlanan Freudyen çözümlerle politik ve ideolojik sıkıntıları yüzüstü bırakması olduğunu söyler.[4] Bu eleştiri, bu çalışmada, her ne kadar Todorov’un tanım ve çözümlemelerinden yararlanılacak olunsa da, Todorov’un çalışmasıyla ilgili eleştirilecek noktalarla paralellik göstermektedir. Yapısalcı analizin yetmediği yerlerle ve indirgemeci olarak değerlendirilebilecek yaklaşımlarıyla ilgili ters düşmeler olasıdır.

Edebi türler arasındaki sınırları belirlemek ve fantastik edebiyatın özelliklerinin belirginleşmesini sağlamak amacıyla birbirine yakın sayılabilecek iki edebi tür olan bilimkurgu ve fantastik anlatılar arasındaki farklılıklara değinmek de uygun olacaktır. Bilimkurgu, “dış dünyanın fizik ya da mantık yasalarına göndermede” bulunurken, fantastik edebiyat, “dış dünyanın hakikatine aykırı olarak gerçekleşen bir olayı, yine dış dünyanın fizik ya da mantık yasalarıyla açıklamanın gereğini taşımaz çünkü fantastik edebiyatın çizdiği dünyada bu yasalar muhtemelen dış dünyadakilerle aynı değildir.”[5] Öyleyse fantastik anlatıda önemli olan “düş gücüdür”. Bunun yanı sıra “mantıksal olanaksızlığı olanaklı kılmaya dayalı bir anlatı”nın da bilimkurgu değil, fantastik olacağı da söylenebilir.[6] Diğer bir deyişle fantastik anlatı kendini, kendi düş gücüyle oluşturduğu evrenden anlatır, kendi kurallarını kendi koyan özerk bir yapı arz ettiği de ileri sürülebilir.

Bülent Somay, Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar kitabına yazdığı önsözde, LeGuin için fantazi edebiyatının, “asla bütünüyle paylaşılamayacak rüyaları kısmen de olsa hepimizle paylaşmak için bir çaba” olduğunu söyler.[7] Fantastik anlatı insanlara yalnızca rüyalarda kazanılabilcek bir zaferi müjdeler, söz gelimi Yüzüklerin Efendisi’nde, mutlak büyü gücüyle donatılmış Gandalf karakterinin basit bir şekilde kazanabileceği bir savaşı, küçük dünyasında yaşayan ve olağanüstü hiçbir yeteneği olmayan hobbit Frodo’ya ve gönülsüzce işbirliği yaptığı şekilsiz Gollum’a kazandırır. Bu noktada rüya dilinin fantastik anlatı diliyle olan yakınlığına değinilecektir.

Rüyaların farklı anlam yüzeylerini birbirlerine yaklaştırdıkları öne sürülebilir. Bu noktada fantastik bir anlatı olarak ele alınabilecek Alice Harikalar Diyarında’nın rüyaya mahsus bir anlam yüzeyi benimsediğini söylemek mümkün olabilir. Lewis Caroll anlam ve anlamsızlık arasında ilişki kurar, düşünce yüzeyleri yaratır. Anlam, kelimelerle nesneleri birbirinden ayırır. Bu noktada Artaud anlamın dışına düşerken, Caroll, Artaud gibi anlamaltını değil düşünce yüzeylerini araştırır.[8] “Yüzey de derinlik kadar anlamsızlık taşır. Ama bu aynı anlamsızlık değildir. Yüzeyin anlamsızlığı, ne varmakla ne de geri çekilmekle biten kendiliklerin, saf olayların ‘Parıltısı’ gibidir.”[9] Rosemary Jackson, Carroll’un kitabı Sylvie and Bruno’nun üç zihinsel katmandan oluştuğunu söyler. Birinci aşamayı “alışılmış”, ikinci aşamayı “tekin olmayan”, üçüncü aşamayı ise “kendinde olmama hali” olarak anlatır. Alışılmış zihin düzeyindeki kişinin, anlatıda gerçek bir dünya gördüğünü, tekin olmayan bir zihin düzleminde, kişinin anlatıda gerçek dünyadan düşler dünyasına bir geçiş döneminde olduğunu ve nihayet kendinde olmama halinde ise kişinin anlatıyı tamamen düşler dünyasına ait olarak algıladığını belirtir.[10]

Metin Erksan’ın 1965 yapımı Sevmek Zamanı adlı filminde de farklı anlam yüzeylerine rastlanıldığı söylenebilir. Meral, Halil’le ilk karşılaşmasında, evinde bir yabancı olmasına alışılageldik bir tepki göstermez. Halil’in onun evine izinsiz girmesi ve uzun süredir Meral’in resmini izliyor oluşu Meral’de korku ya da telaş uyandırmaz. Aksine bu “tuhaf” durumu garipsemeyen ve soğukkanlılıkla karşılayan Meral, Halil’in anlam dünyasına sirayet etmeye yönelik sorular sorar. Başka bir sekansta ise Meral’in, aralarında konuya dair bir konuşma geçmemiş olmasına rağmen, Halil’in aşkını anlamış olduğunu ve ona karşılık vermek istediğini görürüz. Halil bu isteğe “Ben sana değil suretine aşığım.” diyerek karşılık verir. Belli bir çerçeveden bakıldığında Halil’in bu tepkisi “sağlıksız” olarak nitelendirilebilir. Oysa Meral bu tepkiyi kabullenir ve resmini Halil’e armağan eder. Erksan’ın anlam dünyasında Halil’in durumu patolojik olmaktan ziyade farklı bir anlam yüzeyine tekabül eder. İzleyici tam da bu tekabüliyet halinde büyülenmiş gibidir.

Halil’in Meral’in resmine âşık olması ya da Gölge Oyunu’nda ana karakterlerin (Şener Şen ve Şevket Altuğ) var olduğuna inandıkları bir kadının varlığına dair hiçbir iz bulamamaları ancak varlığı da yokluğu da ispatlanamayan bu kadını gördüklerine inanmaları “görülmüş olan şeyin bakışa kendini kabul ettirdiği zamana” denk gelir.[11] Blanchot, görmenin uzaktan bir dokunma olduğu zaman gerçekleşenin ne olduğunu sorar. Ona göre “uzaktan bir dokunmayla bize verilen şey imgedir ve büyüleme imgenin tutkusudur.” Blanchot bu büyüleme halini şöyle anlatır:

Bizi büyüleyen, bizden bir anlam verme gücümüzü alan şey “algılanabilir” yapısını terk eder, dünyayı terk eder, dünyanın ötesine çekilir ve bizi oraya çeker, artık bize görünmez ve yine de zamanın bu anına ve uzamdaki var oluşa yabancı bir sunum içinde ortaya çıkar. Bölünme, görme olasılığıyken, bakışın bağrında olanaksızlık olarak donup kalır, böylece bakış kendisini olası kılan şeyde onu yansızlaştıran, onu ne askıya alan ne de durduran, tam tersine günün birinde sona ermesini engelleyen, onu her türlü başlangıçtan koparan, onu sönmeyen, aydınlatmayan, yolunu şaşırmış yansız bir ışık, bakışın kendi üstüne kapalı döngüsüne dönüştüren gücü bulur.[12]

Buna göre büyülenmiş birinin gördüğü şey gerçeklik dünyasına değil büyülenmenin dünyasına aittir. Kişi kendi ben’inden fazlasını aldığı zaman büyülenir. Fantastik anlatı da kişiye kendi kapasitesinin ötesinde olanı sunar. “Görmekten vazgeçemediğimiz bir gözün salt parıltısı olduğu bu ortam tam anlamıyla, çekici, büyüleyicidir: aynı zamanda uçurum olan ışık, içinde yok olduğumuz, ürkütücü ve çekici bir ışık.”[13] Yüzüklerin Efendisi’nde betimlenen Sauron’un gözü, tam da böye bir büyüleyiciliğe tekabül eder. Ona bakanları büyüleyerek kendine çeker, onları hem korkutur, hem de bakışına bağımlı kılar. Benzer bir duruma, fantastik anlatıya zemin hazırladığı ileri sürülebilecek olan mitolojik anlatının örneklerinden Odysseia’da da rastlamak mümkündür. Söz konusu anlatıdaki Sirenlerin baştan çıkarıcı şarkıları büyülemeye örnektir. Foucault’ya göre Sirenleri “cezbedici kılan tam olarak işittirdikleri değil, sözlerinin uzaklığında parlayan şeydir, söylemekte oldukları şeyin geleceğidir.”[14] Buna göre büyülemeleri o anki şarkılarından değil de, var olmayı vaat ettikleri şeyden kaynaklanır.  Bu vaat “hem aldatıcı, hem de hakikidir.”[15]

Fantastik anlatıda kimlik ve benlik ayrımı noktasında ele alınabilecek filmlerden biri de Aaahh Belinda!’dır. Filmdeki Naciye/Serap karakteri düşün ve gerçeğin ayrımının kaybolduğu bir alanda birbirinden farklı toplumsal kimlikler arsında gidip gelir. Terry Gillam’ın Brazil adlı filmindeki karakterler de toplumsal rolleri ve kamusal kimlikleri gereği farklı gerçeklik alanlarında bulunurlar. Bu hâl arabölgeye, Todorov’un “tereddüt ânı” olarak nitelendirdiği duruma, gerçeklik ve hayâl alanları arasındaki ilişkiye işaret eder. Bu aşamada şu sorulara gönderme yapmak yerinde olabilir:

Fantazi mutlakiyetçi bir devletten kaçmanın bir yolu mudur, yoksa insanlar fantaziler aracılığıyla mı baskı altında tutulur? Fantazi eylemin ön koşulu mudur -daha iyi bir şey hayal edemiyorsak neden direnelim- yoksa acılarımıza katlanmayı mümkün kılan bir gerçeklerden kaçma biçimi midir?[16]

Žižek’e göre “İdeoloji katlanamadığımız gerçeklikten kaçmak için inşa ettiğimiz rüya gibi bir yanılsama değildir, temelde bizatihi bizim “gerçekliğimizi” destekleyen bir fantazi inşasıdır; etkili, gerçek toplumsal ilişkilerimizi biçimlendiren bir “yanılsamadır”. Žižek “fiilen yanlış ve geçersiz” olanın, “bizim taktığımız maske (oynadığımız ‘toplumsal rol’) ile aramızdaki ‘içsel mesafe’, maskenin altındaki ‘asıl benliğimiz’” olduğunu iddia eder.[17] Brazil’de Jack karakteri hem bir aile babası, hem de bakanlık için işkence yapmayı görev edinen biri olarak karşımıza çıkar, bu noktada bölünmüş kişilik fikri belirgindir. Aaahh Belinda’da ise Naciye/Serap karakteri için böyle bir karara varmak güçtür. Filmde akıl hastanesinde geçen bölümünde de teyit edildiği üzere filmin kendini psikiyatrik okumaya kapatması, patolojik açıklamayla olay örgüsünü çözüp rahatlamaya izin vermez. İzleyeni sürekli bir kararsızlık deneyimi içerisinde bırakır. Karakter de, izleyen de izlediği hayatın Serap’a mı, Naciye’ye mi ait olduğuna karar veremez, tereddüt ânı filmin bütününe yansır.

Öte yandan Brazil’deki Sam karakteri ve Teyzem filmindeki Üftade karakteri var olan düzene önce oyun oynayarak sonra da delirerek isyan ederler. Delirme kendi iç dünyalarına kapanabildikleri ölçüde gerçekleşirken, kendi iç dünyaları da dış gerçeklikten bağımsız olmadığı için iki karaktere de mutluluk getirmez. Hayal gücü ile fantazi arasında bir ayrım yapan Glass hayal gücünü; “imgeyi gerçeklik içinde gerçekleştirme becerisi” olarak tanımlarken, fantazinin “boğulan hayal gücünün hayaleti” olduğunu söyler. Buna göre “fantazide hissedilen baskı içe yönelir ve teselli çaresizce baskının şekillendirildiği imgelerde aranır.”[18] Hayaller kişisel bağlamla sınırlı kalırken, fantastik, toplumsal alana yayılır. Bu doğrultuda psikanalitik bir okumadan sıyrılmak gerekirse, fantaziler ana-babayla kurulan ilişkiden ziyade, toplumla kurulan ilişkinin tezehürüdür.

Çalışmamızın devamında, fantastik sinemanın tarihsel sürecine, Türk sinemasındaki örneklerle dünyadaki belli başlı örneklerin karşılaştırılmasına yer verileceği gibi Giovanni Scognamillo ve Metin Demirhan’ın Fantastik Türk Sineması adlı çalışmalarında ele aldıkları “B-tipi” film türüne de kısaca değinilecektir. Ayrıca fantastik anlatının toplumsal gerçekçi kurama karşı duruşu ve alternatif düzen yaratımından bahsedilecektir. Şimdilik buraya bir ayraç koyuyor bir sonraki kısımda kaldığımız yerden, Teyzem filminden yazımıza devam etmeyi vaad ediyoruz.

To be continued🙂

Kaynakça

Blanchot, Maurice (1993) Yazınsal Uzam, Yapı Kredi Yayınları , İstanbul.

Blanchot, Maurice; Foucault, Michel (2005) Dışarının Düşüncesi: Hayalimdeki Michel Foucault, Kabalcı Yayınları , İstanbul.

Deleuze, Gilles (2007) Kritik ve Klinik, Norgunk Yayınları, İstanbul.

Diken, Bülent; Laustsen, Carsten B. (2010) Filmlerle Sosyoloji, Metis Yayınları, İstanbul.

Gönen, Metin (2004) Paradoksal Sanat Sinema, Es Yayınları, İstanbul.

Jackson, Rosemary (1998) Fantasy: The Literature of Subversion, Routledge, London.

LeGuin, Ursula (1999) Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar, Metis Yayınları, İstanbul.

Süalp, Z. Tül Akbal (2004) Zaman Mekan Kuram ve Sinema, Bağlam Yayınları, İstanbul.

Todorov, Tzvetan (1999) Fantastik, Metis Yayınları, İstanbul.

Yaşat, Doğan (2009) “Bilimkurgu Edebiyatında Mekân”, Özneler, Durumlar, Mekanlar, Bağlam Yayınları, İstanbul.


[1] Metin Gönen (2004) Paradoksal Sanat Sinema, Es Yayınları, İstanbul, 10.

[2] Tzvetan Todorov (1999) Fantastik, Metis Yayınları, İstanbul, 47.

[3] Z. Tül Akbal Süalp (2004) Zaman Mekan Kuram ve Sinema, Bağlam Yayınları, İstanbul, 25.

[4] Rosemary Jackson (1998) Fantasy: The Literature of Subversion, Routledge, London, 6.

[5] Doğan Yaşat (2009) “Bilimkurgu Edebiyatında Mekân”, Özneler, Durumlar, Mekanlar, Bağlam Yayınları, İstanbul, 121.

[6] a.g.y., 121.

[7] Ursula LeGuin (1999) Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar, Metis Yayınları, İstanbul, 8.

[8] Bu kısımda David Lapoujade’ın Aksanat’ta gerçekleşen, 9 Haziran 2011 tarihli konuşmasından yararlanılmıştır.

[9] Gilles Deleuze (2007) Kritik ve Klinik, Norgunk Yayınları, İstanbul, 33.

[10] Rosemary Jackson (1998) Fantasy: The Literature of Subversion, Routledge, London, 35.

[11] Maurice Blanchot (1993) Yazınsal Uzam, Yapı Kredi Yayınları , İstanbul, 27.

[12] a.g.y., 27.

[13] a.g.y., 28.

[14] Maurice Blanchot, Michel Foucault (2005) Dışarının Düşüncesi: Hayalimdeki Michel Foucault, Kabalcı Yayınları, İstanbul, 40.

[15] a.g.y., 41.

[16] Bülent Diken, Carsten B. Laustsen (2010) Filmlerle Sosyoloji, Metis Yayınları, İstanbul, 154

[17] a.g.y., 169.

[18] a.g.y., 172.

10 Yorum

Filed under uncategorized

10 responses to “fantastik kuntastik işler

  1. philiser

    uuu muhteşemmiş, ben bu yazı dizisine bayıldım, sizinle çok ortak yönümüz olduğuna inanıyorum, umarım benimle de buna benzer bir şeyler yazarsınız elif hanım, saygılar…

  2. Atilla Bey

    ellerinize, yüreğinize, emeğinize sağlık çocuklar

  3. Bu defa tek çıktı alıyorum, okumadım ama heyecanımı da gizleyemiyorum, sevimli bir konu.

  4. anlamadığım şeyin hemen altını üstünü çizeyim,
    fantastik edebiyat ya da sinema var olanın bir yansıması ya da karşı duruşu mudur? eğer öyleyse ütopyadan nasıl bir farkı vardır?

    • ratherdancethantalk

      benim anladığım kadarıyla ille var olan gerçekliğe karşı bir alternatif geliştirmesi, ona karşı muhalif bir tutum takınması ya da bilinen gerçekliğin yansıması olması şart değil. todorov’u kabul edersek esas mesele gerçek mi değil mi olduğuna karar verememe ânı. ütopya, distopya ya da heterotopya nasıl kurgulandığına bağlı olarak fantastiğin alanında yer alabilir. mülksüzler’in hem heterotopya hem de bilimkurgu anlatısı olması gibi. ya da hiçbiri olmadan da fantastik anlatı kurgulanabilir. alice harikalar diyarında’da mesela fantastik bir dünyaya, rüya mekanına benzer bir yere gidilir. farklı anlam yüzeyleri keşfedilir. bu yüzeylerin ütopik, distopik ya da heterotopik bir anlatıya ait olması gerekmez sanıyorum.

  5. philiser

    teşekkürler atilla bey yorumunuzu yeni görüyorum, pembe gömlekle de muhteşemsiniz söylemeden edemicem =)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s