utanç üzerine

Utanç Üzerine Bir Deneme*

Kafka insanlara ellerinde kalan tek iyiliği kullanmayı öğretir: insanın kendini utançtan kurtarması değil, utancı kurtarması.

Giorgio Agamben – Utanç Fikri

Franz Kafka’nın Dava adlı romanı Joseph K’nın sabaha karşı tutuklanmasıyla açılır. Joseph K. uyanır uyanmaz, kendisine tutuklandığı haberini veren bir adamla karşılaşır. Daha sonra yan odada başkaları da olduğunu fark eder. Polis memuru oldukları farz edilen bu adamlar, Joseph K.’nın davranışlarını, eşyalarını, konuşurken seçtiği kelimeleri, ilişki kurduğu insanları, kısacası onunla ilgili her şeyi gerçekliğin sınırlarını zorlarcasına sorgular. Bir karabasan mı yoksa bir şaka mı olduğu belli olmayan bu atmosfer içinde Joseph K., neyle suçlandığını ve onu suçlayanların kimler olduğunu sorar, suç işlemediğini ve ortada bir yanlışlık olduğunu sayıklar. Ancak ne bu adamların nereden geldiği ya da hangi kuruma bağlı olduğu bellidir ne de Joseph K.’nın neyle suçlandığı. K. bir yandan ne olduğu bilinmeyen suçunu inkâr etmeye diğer yandan da kendini suçlu hissetmeye başlar. Onu sorgulayan adamlar da onun suçlu olduğunu kabul etmediği halde tam bir suçlu gibi davrandığını düşünür. Bunun sebebi, Joseph K.’nın suç işlemediği halde suçlu olmasıdır, zira kitapta da belirtildiği üzere, suçsuzluğu ispatlanana kadar herkes suçludur ya da zaten hiç kimse masum değildir. Joseph K. da durduk yere suçluluk hissettiğinden yakınır. Herhangi bir konuda suçlu olmasa bile suçu üzerine almakta ya da ister istemez sürekli özür dilemektedir. Joseph K.’nın suçlu olması için suç işlemesine gerek yoktur çünkü yasanın ve ahlakın ya da tanrının, babanın, rahibin ve hakimin önünde herkes suçludur. Nedenselliğe gerek yoktur çünkü bu noktada otoritenin keyfiyeti söz konusudur.

Tutuklandığı haberini aldığı sabahtan itibaren Joseph K.’nın hayatı bir davaya dönüşür. Bu süreç/dava (der prozess) esnasında Joseph K.’nın bütün deneyimleri ve eylemselliği askıya alınır. K., kendi yaşamından süresiz olarak alıkonmuştur ve sadece kendi için açık olan yasanın kapısında beklemeye koyulur. Ne içeri girer ne de kapının önünden ayrılır. Suçu ya da cezası belli değildir. Yargılanması sürekli ertelendiği için beraat ya da mahkumiyet gibi herhangi bir karar alınmaz. K.’nın davasında aklanmak ya da mahkum edilmek söz konusu bile değildir. Gerçek aklanma çok zordur. Diğer seçenekler de sözde aklanma ve sürüncemede kalmadır. Her iki durumda da kesin özgürlüğe ulaşılmaz ancak sözde aklanmada davadan bir süreliğine kurtulmak mümkündür. Bu sonsuz erteleme süreci iki adamın K.’yı öldürmeye gelmesiyle son bulur. Adamlar önce onu kendini öldürmesi yönlendirmeye çalışır. Ancak K. bu suçu yüklenmez ve onu öldürme sorumluluğunu adamlara bırakır. K. ölmeden önce “Bir köpek gibi!”der ve Kafka devam eder: sanki utanç kendisinden sonra da yaşamalıymışçasına.

Utancın Joseph K.’dan sonra da yaşaması ne anlama gelebilir? Bu utanç Joseph K.’nın hayatı boyunca taşıdığı utanç mıdır yoksa onun hayatını bir dava haline getiren bir düzenlemenin, otoritelerin utancı mıdır? Kafka neden “sanki suçluluk kedisinden sonra da yaşamalıymışçasına” demez? Dava romanı boyunca ilerleyen suçluluk teması kitabın sonunda utanç ve sorumluluğa mı dönüşmüştür? Utancı suçluluktan ayıran nedir? Utanç suçluluğa nazaran dönüştürücü bir potansiyel taşıyor olabilir mi? Joseph K.’nın ölümü onun sonsuz borçtan ve ertelemeden kurtulması anlamına gelmez mi? Sonsuz borç, suç ve inkarın kısır döngüsünden utanç ve sorumluk aracılığıyla çıkmak mümkün müdür? Suçun karşısında konumlandırabileceğimiz masumiyet aynı zamanda mevcut düzenlemelerden kendini soyutlama, ötekinin hayatı üzerindeki sorumluluğunu görmezden gelme ve toplumsallıktan kendini muaf tutma anlamına da gelir mi? Bu noktada suçlu ve masum karşıt ikiliğinden, utancı savuşturmadan, suçluluk hissine ve onun ardından gelen inkara kapılmadan, utancın içinden geçerek, onunla yüzleşerek ve onu anlamaya çalışarak kendimi dönüştürebilir miyim? Utanç-suçluluk yerine utanç-sorumluluk, kayıtsızlığın panzehiri olabilir mi? Utanç üzerinden bir ethos, bir tutum, beraber yaşama etiği şekillenebilir mi?

Belirtmeliyim ki, burada bahsedilen utanç, ahlaki yargılamalar yüzünden ortaya çıkan bir utanç değil etik bir deneyime yön verecek olan utançtır. Yukarıdan aşağıya doğru işleyen ahlaki yargılama, insanı işlemediği suçların suçlusu haline getirir. Etik deneyim ise yukarıdan aşağıya dayatılan bir yargılama değil, tekil bir davranış biçimidir ve fark ortaya koyar. Bu noktada tekil olandan müşterek olana nasıl geçildiği önem kazanır. Bir ortaklık kurmak için kendimi nasıl kullanabilirim? Utancım beni nasıl dönüştürebilir? Utancım hakkında ne bilebilirim? Onunla ne yapabilirim ve bu yaptıklarımdan kendim ve ötekiler adına ne umabilirim? Kendi utancımla yüzleştiğimde, kendimi toplumsal işleyişlerden muaf tutmadığımda, etik sorumluluğumu savuşturmadığımda ve utançtan kurtulmaya çalışamadığımda, utancın içinden geçerek kendi yaramla beraber ötekinin de yarasını görmeyi umabilir miyim? İnsanlığın işlediği kolektif suçlarda sorumluluğumu görebilir miyim? Polisler, avukatlar, hakimler, katipler, memurlar, rahipler, gardiyanlarla dolu bu absürd dünyadan, bu anlamsız bürokrasiden ve yasanın keyfiyetinden kendi payıma düşeni fark edebilir miyim? İnsan olmaktan çıkıp böceğe dönüşme pahasına utancın dönüştürücü etkilerine kendimi açabilir miyim? Yoksa Haneke’nin Caché (Saklı) filmindeki Georges Laurent ya da Ingmar Bergman’ın Skammen (Utanç) flmindeki Jan Rosenberg gibi utancı değil kendimi kurtarmayı mı seçmeliyim?

Agamben, Kafka’nın insanlara kendilerini utançtan kurtarmalarını değil utancı kendilerinden kurtarmayı öğrettiğini söyler. Joseph K.’nın kendi yaşamı yerine utancı kurtarmayı seçmesi bizi nereye götürebilir? Tüm ötekilerin hayatından sorumluluk duymak, onları öldürülebilir, cezalandırılabilir suçlular haline getiren politikaların ve mevcut toplumsallığın oluşumunda kendi payını görmek… İnsanın kendini yaşatması yerine utancı yaşatması bu anlama gelebilir mi? Bu utanç ve sorumluluk bizi bir ortaklığa götürebilir mi? Judith Butler’ın da Kırılgan Hayat’ta aktardığı Levinas etiği uyarınca, öldürülebilir, yaralanabilir veya kırılgan olmanın müşterekliği üzerinden sosyal bir ontoloji ortaya konabilir mi? Utanç ve sorumluluk, suçun, inkarın, adaletin, yargının, cezanın ve sonsuz borcun dünyasını geride bırakmayı mümkün kılabilecek kuvvetler olarak değerlendirilebilir mi? Nietzche’nin terimleriyle düşünürsek, suç ve hınç gibi reaktif (tepkisel) kuvvetler yerine sorumluluk ve utanç aktif (etkin) kuvvetler olarak işleyebilir ve mevcut değerlerin yeniden değerlendirilmesi için kapı açabilir mi?

* Bu denemeyi yazarken üzerine düşündüğüm kaynaklar: Giorgio Agamben’in Gelmekte Olan Ortaklık ve Nesir Fikri adlı kitapları, Gilles Deleuze’ün Kritik ve Klinik kitabından “Utanç ve Kıvanç: T.E. Lawrence” ile “Yargıyı Çözüme Kavuşturmak İçin” adlı yazıları, Friedrich Nietzsche’nin Ahlakın Soykütüğü’ndeki ‘Suç’, ‘Vicdan Rahatsızlığı’ ve Benzeri Şeyler”i konu alan ikinci incelemesi, Judith Butler’ın Kırılgan Hayat: Yasın ve Şiddetin Gücü adlı kitabı, Ingmar Bergman’ın Skammen (Utanç) ve Michael Haneke’nin Caché (Saklı) adlı filmleri, Umut Tümay Arslan’ın Agos gazetesinde yayımlanan “Saklı: Kolektif suç, bireysel sorumluluk” başlıklı yazısı ve Ali Akay ‘ın, 2014 – 2015 güz döneminde, minör politika ve aydınlanma sorusu üzerine verdiği dersler.

Yorum bırakın

Filed under edebiyat

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s